ÇAĞLAK KİMLİĞİNİ GERİ İSTİYOR!

                     Yıllar önce idi, galiba 1963 veya 1964 yılı; güzel bir Pazar sabahı erken saatlerde tüm aile hazırlanmıştı. Biz çocuklar için çok büyük bir gündü, bütün gün Çağlak mevkiinde ağaçlar altında oturup, ailemizle günümüzü paylaşacak, neşeli ve eğlenceli gün geçirecektik.
       Kasasına doluştuğumuz kamyon, bizi Çağlak Deresi’nin bulunduğu yere getirdi. Çok az insan vardı. Her zamanki gibi biz en erken gelenler arasındaydık. Neşe ile kamyondan indik, herkes eşyalardan bir kısmını alarak dereden geçti. Ağaçların altları boş olmasına rağmen biz her yıl oturduğumuz ağacın altına gelerek konuşlandık. Kısa bir süre sonra yan ağaçların altlarına da yerleştiler, tümünü tanıyordum. Sanki herkes kendi evi gibi yıllardır belirlediği ağacın altına yerleşmişti.
      Babam komşu amca ile tavlaya oturdu, onları seyretmek bir keyifti, sanki yenmek yenilmek değil de birbirlerine takılmak için oynuyorlardı. Annem bazı ihtiyaçların olduğunu, bu nedenle alışveriş yapılması gerektiğini söylediğinde, babam “ Halil Vehbi büyük adam oldun, sen varken ben alışveriş yapmam ” dedi. Büyümenin verdiği keşifle annemin yanına gittim ve sipariş listesini aldım. Geldiğimiz yoldan geriye dönerek dere kenarına kurulmuş bulunan bakkal çadırından birinde listeyi satın aldım.
      Geriye dönüş için dere kenarına geldiğimde büyük bir kalabalık vardı. Ve bu kalabalığın ortasından “ BİRE KIRK VERİYORUM ” diyen sesler geliyordu. Küçük olmanın avantajını kullanarak aralardan kalabalığın ortasını görebilecek duruma geldim. Bir tezgah vardı ve bir şey dönerek cızırtılı sesler çıkartıyordu. Büyük amcalar ellerindeki paraları 5 lira, 10 lira diyerek renklerin ve sayıların olduğu bir yere koyuyorlardı. BİRE KIRK VERİYORDU. Alışverişten artan sarı 25 kuruşu tek renk olan siyah renge koydum. Birden tezgahla ilgilenen adam “ HACI BABAYA DA TALEP VAR ” diye bağırmaya başladı. Çark döndü ve “ HACI BABA KAZANDI “ sesi duyuldu. Tezgah sahibi tüm 5 ve 10 liraları toplamış 25 kuruş sahibini arıyordu. Beni görünce gülmeye başladı. Kalabalık içerisinde bulunan helvacı amca beni görünce hiç memnun olmadı, “ SENİN BURADA NE İŞİN VAR “ diyerek çıkıştı, ama ben paramı almadan bir yere gitmeyecektim. Tüm parayı ısrarla 40 tane 25 kuruş olarak, sayarak aldım. Cebime doldurduğum paralar ile ailemin yanına döndüm.
     Babamın tavlası yeni bitmişti, yenmenin vermiş olduğu keyifle komşu amcayı kızdırıyordu. Alışverişten artan parayı verdim ve yere oturduğum sırada cebimdeki 25 kuruşlardan bir kısmı yere döküldü, babam sorarcasına baktı ve ben durumu anlattığımda kıyamet kopmuştu. Babam eli kulağımda “ KUMAR ÇOK BÜYÜK BİR İLLETTİR, EMANET PARADA GÖZÜ VARDIR. BU GÜN KAZANDIN VE ZARARIN YOK, ANCAK KAYBETTİĞİN ZAMAN 25 KURUŞUN DAHİ HESABINI VEREMEZ REZİL OLURSUN ” dedi. Benim için büyük bir ders olmuştu, ömür boyu kulağıma küpe olup kumardan uzak durmamı sağlamıştı.
    Çocukluk yıllarımda Çağlak benim için oyun ve ailemle birlikte geçirdiğim eğlenceli bir gündü. Daha sonraları yüzyıllar önce bir Akhisar büyüğünün eğitimini tamamlayıp Akhisar’a dönüşünün şenliklerinin olduğunu öğrendim. Her şeyde olduğu gibi yıllar sonra da O DA KİMLİĞİNİ YİTİRMİŞTİ. Önce PANAYIR daha sonraları ise FUAR ve FESTİVAL olmuştu. Son üç yıldır ise onu zeytinle birleştirerek ÇAĞLAK VE ZEYTİN FESTİVALİ haline getirdik.
   Çıkış noktası EĞİTİM olan ÇAĞLAK’ın yine o eski misyonu üstlenmesi EĞİTİMİNİ TAMAMLAMIŞ ÇOCUKLARIMIZIN AKHİSAR’A DAVET EDİLDİĞİ ve “ AKHİSAR’IN ÇOCUKLARI”nın yetiştirilmesi için projelerin üretildiği, konferansların düzenlendiği, bunun şenlikle desteklendiği bir gün olması dileği ile ÇAĞLAK GÜNÜNÜZÜ KUTLUYORUM.

Hakan KesicilerAv. Halil Vehbi BAŞARAN